BÖLÜM 4: BEBE ZOMBİ VE MİNA EVDE
Mina, Bebe Zombi'yle konuşurken Bebe Zombi tekrar
uykuya daldı. Mina o gün de eve gelemeyeceğini Seymen'e telefonla söyleyerek
hastanede çalışmaya devam etti. Doktorlar nöbet değiştirse de hepsi de ayrı
ayrı ilgileniyorlardı Bebe Zombi'yle. Bu kadar güzel bir çocukla hangi doktor
ilgilenmezdi ki?
Akşama doğru Bebe Zombi kendine gelmeye başlamıştı.
Başucunda bekleyen Mina, ona sevgiyle bakarak gülümsedi. O gün çalışan doktor
Mina'ya; bebeğin sağlığının yerinde olduğunu ve yoğun bakımdan
çıkartabileceklerini, ister hastanede isterse kendi evinde birkaç gün daha
istirahat etmesi ve verilen ilaçları kullanması gerektiğini söyledi. Mina
bebeği kayıtlara geçirirken kimsesiz olduğunu söylememiş, işi hızlandırmak için
uyduruk bir isimle kaydettirmişti. Bunu hastane personeline de doktorlara da
açıklayamazdı. Bu yaştan sonra adının deliye çıkmasını hiç istemezdi doğrusu.
Akşam iş çıkışından sonra Bebe Zombi'nin hastaneden
çıkışını yaptırdı, sorumlu olarak kendisini yazdırmak zorunda kaldı. Hastane
kıyafetlerini çıkartıp elbiselerini giyerek Bebe Zombi'yle birlikte hastaneden
ayrılarak bir taksiyle evlerine vardılar. Efe ve Seymen okuldan yeni
gelmişlerdi. Kapıdan Mina'yla birlikte dünya güzeli bir bebeğin girdiğini
gördüklerinde ikisi de Mina'ya soran gözlerle baktılar. Mina onlara "İyi
akşamlar" dedikten sonra hiçbir şey söylemeden Bebe Zombi'yle
birlikte doğru banyoya girdiler.
Bebe Zombi aylardan beri ilk kez banyoya giriyor ve
yıkanıyordu. Duşun altında ikisi yaklaşık bir saat zaman geçirdiler. Kokulu
sabunlar, şampuanlar, sıcacık sular Bebe Zombi'nin çok hoşuna gitmişti. Küvette
otururken köpüklerle oynuyor, şarkı söylüyordu. Mina da onunla birlikte
eğleniyor, oyunlar oynuyordu. Güzelce kurulandıktan sonra Bebe Zombi için
aldığı yeni elbiseleri giydirdi, saçlarını taradı. Bebe Zombi artık bir ay
parçası kadar güzel bir kız olup çıkıvermişti. Bu kadar güzel bir bebeği Mina
hayatında ilk kez görüyordu.
Giyindikten sonra banyodan çıktılar. Mina hemen mutfağa
giderek yemekler yaptı, Seymen de bakkaldan ekmek alarak salatayı hazırladı,
masaya tabak ve çatal, kaşıkları koydu, suları doldurdu. Efe ise başını
kitaplardan kaldırmıyor, ders çalışıyordu. Zaten pek bu konularda yardımcı
olmazdı. Hep birlikte masaya oturarak yemeklerini yediler. Seymen ve Efe bir
yandan yemeklerini yiyor, bir yandan da evlerine gelen bu kızı süzüyorlardı.
Ablası bir şey söylemediği için bir anlam veremiyorlardı.
Yemekten sonra Mina, masayı topladıktan sonra Bebe
Zombi'nin elinden tutarak evi gezdirdi. Bebe Zombi'nin ilaçlarını içirip
haplarını yutturdu. Birlikte çay içtiler, televizyon izlediler ve uykusu gelip
esnemeye başlayınca da kendi yatağına yatırarak öptü, "İyi
geceler" dileyerek üstünü örtüp kapısını kapattı.
Mina salona döndüğünde Seymen ve Efe izledikleri
televizyondan kafalarını kaldırıp soran gözlerle ablalarına baktılar. Mina
durumu açıklamak zorundaydı ama doğrusu Efe'nin bundan korkmasından
çekiniyordu.
- Bu kızı mezarlıkta buldum. Günlerdir bir şey yiyip
içmemiş, annesi ve babası da yokmuş. Alıp hastaneye götürdüm, yoğun bakıma
aldılar hemen. İki gün sonra da evde bakmak üzere getirdim işte. Annesini ve
babasını hatırlamıyor, yarın ona tekrar sorarım. Ne anne babalar var görüyor
musunuz?
Seymen ve Efe bu sözlerle ikna oldular, televizyon
izlemeye devam ettiler. Ertesi gün Cumartesi olduğundan erken yatmaları
gerekmiyordu. Ama Mina yine de Bebe Zombi'yi yalnız bırakmamak için
kardeşlerine "İyi geceler" dileyip esneyerek odasına
gitti. İki gündür sadece birkaç saat uyuyabilmişti. Üstünü değiştirerek Bebe
Zombi'nin yanına sessizce uzandı. Pencereden giren ay ışığı Bebe Zombi'nin
yüzünde parlıyor, ona ayrı bir güzellik katıyordu. Mina, seyretmeye doyum
olmayan bu güzelliğe bakarken gözleri yavaş yavaş kapandı, günlerdir süren
uykusuzluğun ve yorgunluğun acısını sabaha kadar hiç uyanmadan bir güzel
uyuyarak çıkardı.
Sabah uyandığında yatak boştu. Birden tedirginliğe
kapılarak odadan hızla çıktı. Mutfaktan sesler geliyordu, hemen oraya koşturdu.
Seymen ve Bebe Zombi çoktan uyanmış kahvaltı hazırlıyorlar, bir yandan da sohbet
ediyorlardı. Efe ise her zamanki gibi yatağında uyuyordu. Kapının pervazına
yaslanıp gülümseyerek ikisine de "Günaydın" dedi.
- Günaydın abla, nasılsın? İyi uyudun mu bari?
Mina gerinip esneyerek kardeşine yanıt verdi:
- Hayatımda bu kadar güzel uyuduğumu hatırlamıyorum.
Yattığımla kalktığım bir oldu sanki. Valla deliksiz uyudum.
Bebe Zombi hemen Mina'ya doğru gelerek bacaklarına
sarıldı, o da "Günaydın Mina abla" dedi. Mina da
eğilip onu öperek:
- Sana da günaydın. Hadi gel de elimizi, yüzümüzü
yıkayalım, dedi.
- Sabah kalkar kalkmaz yıkadım ben elimi, yüzümü. Su
çok güzeldi.
- Aferin benim akıllı kızıma. Seymen, sen git bakkaldan
ekmek, yumurta filan al kahvaltılık. Ben size bir menemen yapayım ya da sucuklu
yumurta da olur. Hangisinden istersin?
- Sucuklu yumurta isterim.
- Sen hatırlıyor musun sucuklu yumurtayı? Annenin ve
babanın isimleri aklına geliyor mu?
Bebe Zombi bir anda duraksadı, düşündü ama annesinin ve
babasının adı aklına gelmiyordu. Belli ki hafıza kaybı yaşıyordu. Mina daha
fazla üstelemedi. Seymen üstünü değiştirip bakkala giderken Mina da çayı
demledi, domatesleri yıkayıp keserek tabağa koydu. Bu arada Bebe Zombi'ye:
- Seymen abine bahsetmedin değil mi zombilerden, seni
nerde bulduğumdan?
- Hayır Mina abla, korkmasın diye hiçbir şey
söylemedim. Zaten söylesem de bana inanmazdı ki.
- Aferin benim akıllı kızıma. Sen kendi adını
hatırlıyor musun peki?
Bebe Zombi düşündü, elini çenesine koydu, tavana baktı,
başını iki yana sallayarak yanıt verdi:
- Hayır, hatırlamıyorum. Uzun zamandır bana kendi
adımla seslenen olmadı. Hep "Bebe Zombi" dediler
bana.
- Bak bir tanem, sen zombi filan değilmişsin. Bizim
gibi bir insanmışsın. Bir yanlışlık olmuş ve oraya düşmüşsün ama bundan sonra
aileni bulup haber verene kadar bizimle kalacaksın, anlaştık mı?
- Tamam Mina abla, annem ve babam da beni arıyorlardır
şimdi, değil mi? Çok üzülmüşlerdir onlar da.
- Üzülmez olurlar mı? Elbette üzülmüşlerdir. Hangi
anne-baba senin gibi güzel bir çocuğu kaybetmeye dayanabilir ki, değil mi?
Annen, baban ne iş yapardı senin, hatırlıyor musun? Kardeşlerin, abin, ablan
var mıydı?
- Hiçbir şey hatırlamıyorum Mina abla. Ama aklıma
gelirse söylerim sana.
- Tamam canım. Hadi şimdi Efe abini uyandır da gel,
kahvaltıya oturalım birlikte.
Bebe Zombi koşarak Efe'nin odasına girdi, Efe onun
sesiyle uyanarak gözlerini ovuşturup esneyerek uyandı, elini yüzünü yıkayarak
Mina'ya "Günaydın abla" diyerek hemen kahvaltı
masasına oturdu. Mina da ona "Günaydın" derken
Seymen, elindeki poşetlerle kapıdan girerek Mina'ya sucuk ve yumurtaları
poşetlerden çıkarıp verdi. Mina hemen sucuklu yumurta yaparken yumurta
kabuklarını bir poşete koymayı ihmal etmedi. Seymen hemen salona geçip çayları
bardaklara doldurdu, birlikte güzel bir kahvaltı yaptılar. Kalan kırıntı ve
artıkları da yine bir poşete koyarak kahvaltı masasını birlikte topladılar.
Kahvaltıdan sonra evdeki yeni misafire isim vermeleri
gerektiğini konuştular. Seymen, Emel Sayın'a çok benzediği için Emel isminin
yerinde olacağını söyledi ve hepsi de bundan sonra ona Emel demeye karar
verdiler. Gerçek ismini hatırlayıncaya kadar ona "Emel" diyeceklerdi.
Bebe Zombi de bu ismi çok sevdi ve hemen benimseyiverdi. Acaba gerçek ismi de
Emel miydi?
Aslında isim verme konusunda gerçeğe çok
yaklaşmışlardı. Bebek aynı zamanda bir başka ünlü sanatçı Filiz Akın'a da
benziyordu. O da sarı saçlı, mavi gözlü çok güzel biriydi.
Kahvaltıdan sonra Mina, Emel'le birlikte el ele
yapışarak parka gittiler. Emel salıncaklara bindi, tahterevalli oynayıp
kaydıraktan kayarken parktaki diğer çocuklarla tanıştı. Mina da onların
anneleriyle tanışıp samimi oluvermişti. Öğleyin de güzel bir yerde yemeklerini
yediler, Mina Emel'in haplarını yutturup şurubunu içirmeyi ihmal etmemişti.
Pazartesi günü tekrar hastaneye giderek doktorlara kontrol yaptırıp sağlık
durumunun iyiye gittiğini anlaması gerekiyordu. Bu nedenle Emel'i fazla
yormadı, öğleden sonra eve dönerek birlikte yatağa yatıp uyudular.
Emel uyurken Mina'nın aklına onun hastanede
söyledikleri gelmişti. İstanbul'daki bir dövüş okulundan bahsetmişti. Orada
dayak yiyen çocukları, acımasız öğretmenleri anlatmıştı hastanede yatarken.
Bunları hatırlıyorsa bilinci tam olarak kaybolmamış olmalıydı. Hastanedeki
psikiyatr doktora durumu açıklamayı ve ondan yardım almayı düşündüyse de vaz
geçti, zombiler ve diğer sırların açığa çıkmasından çekindi. Geriye tek bir
çare kalıyordu: Efe'nin psikoloji öğretmeni. Evet, evet. Ondan yardım
istemeliydi ama ne adamı tanıyordu ne de güvenip güvenemeyeceğini biliyordu.
Salı günü okulda veli toplantısı vardı. O zaman hastaneden izin alıp okula
gider, psikoloji öğretmeniyle konuşabilirdi. Evet evet, en doğrusu bu
olmalıydı.
Seymen ve Efe, halı saha maçları olduğunu ve akşam geç
geleceklerini telefonla Mina'ya söylediler. Mina da Emel uyandıktan sonra
birlikte akşam yemeği yediler, az sonra kapının zili çaldı. Mina kapıya bakmak
için gittiğinde Baba Zombi'yi karşısında gördü. Baba Zombi hem Bebe Zombi'yi
merak etmiş, hem de evde varsa artık yemeklerden almaya gelmişti. Baba
Zombi'nin sesini duyan Emel koşarak geldi, çığlık atarak Baba Zombi'yle tam
sarılacakken Mina onu engellemek ve kucağına almak zorunda kaldı.
- Emel, sen artık bir zombi değilsin. Zombilerle öyle
sarılıp kucaklaşılmaz. Tamam mı bir tanem? Onlar zaten seni ne görürler, ne
sarılmandan bir şey anlarlar. Sadece onlara ses ver yeterli, tamam mı?
- Peki Mina abla, ama ben çok özlemiştim Baba Zombi'yi.
Nasılsın Baba Zombi?
- Sağol Bebe Zombi, sen nasılsın? Bizi boşver sen.
- Ben çok iyiyim, hastanede kaldık Mina ablayla, dün
geldik buraya biz de. Bundan sonra burada yaşayacağım ben Mina ablayla, biliyor
musun?
- Ooo, çok sevindim. Senin zombi olmadığını nasıl
anlamadık, ben de kızdım kendime. Bilseydim alıp getirirdim seni çoktan Mina
ablana.
Mina hemen kucağında Emel'le birlikte mutfağa giderek
yemek artıklarının olduğu poşetleri verdi. Baba Zombi utana, sıkıla:
- Mina, söylemeye dilim varmıyor ama bizimkiler gene
ayakkabılarını eskitmişler de. Hani varsa erkek ayakkabısı lazım bize.
- Yaa, Baba Zombi, kaç kere söyleyeceğim size ben?
Çıkıp çıkıp dolaşmayın ortalık yerde. Zaten ayaklarınızı kaldıramıyorsunuz
yürürken, tabii eskir. Ayakkabı mı dayanır böyle yerde sürüne sürüne yürümeye?
Sen de kafana bir kapüşon filan geçir, birisi görecek bir gün, gene gazetelere
düşeceksiniz bak.
- Tamam Mina, kızma hemen. Ortalığı toz duman ediyoruz
yürürken ama bizim böyle yürümemiz gayet normal. Zombiler böyle yürürler,
bilirsin işte.
- Peki, yarın bakarım, birkaç gün sonra bulurum size
ayakkabı terlik filan. Hadi kimse görmeden git şimdi. Bebe Zombi'yi de merak
etmesinler, söyle arkadaşlarına.
- Tamam Mina, iyi geceler size.
- Güle güle.
Emel, Baba Zombi'yi gördüğüne çok sevinmiş ve mutlu
olmuştu. Diğer zombiler de aklına gelince sordu:
- Mina abla, biz ne zaman gideceğiz onları görmeye?
Yarın gidelim mi?
- Yarın gidemeyiz ama en kısa zamanda birlikte
gideceğiz seninle. Ama bundan abilere bahsetmek yok, anlaştık mı?
- Anlaştık Mina abla.
- Sen hastanede İstanbul'daki bir dövüş okulundan
bahsediyordun, hatırlıyor musun orayı?
- Evet, hatırlıyorum ama kendi adımı hatırlamıyorum
hala ben.
- Peki, ne iş yapardı annen ve baban? Antalya'da mı
çalışıyorlardı?
- Onu da unuttum Mina abla, annem ve babam Antalya'da
çalışıyorlardı ama ne iş yaptıklarını unuttum ben.
- Tamam canım, zorlama kendini.
Pazar günü de yine aynı şekilde gezip eğlendiler,
pazartesi günü Emel'i bırakacak güvenilir bir komşusu olmadığından hastaneye
götürmek zorunda kaldı. Emel ile ilk geldiği gün nöbetçi olan doktor o gün de
yine aynı yerde çalışıyordu. Emel'i görür görmez tanıdı, yanaklarını okşadı ve
Mina'ya nasıl olduğunu sordu. Mina da iki gün yoğun bakımda kaldıktan sonra üç
gündür de evde ilaçlarını alarak dinlendiğini söyledi ve konsültasyon
istedi.
Doktor hemen Emel'i müşahede odasına alarak önce ağzını
ve dişlerini, sonra gözlerini kontrol etti. Görünürde kötü sayılabilecek bir
şey yoktu ama kan ve idrar tahlillerini istedi. Mina hastaneye gelir gelmez
bunları yaptırdığı için tahlil sonuçlarını doktora uzattı. Sonunda birkaç gün
daha ilaçlarını kullanmaya devam etmesi halinde tamamen iyileşebileceğini
öğrenen Mina rahatladı ve doktora teşekkür ederek ayrıldı.
(Devam edecek)