24 Şubat 2022 Perşembe

Mina Dom'un Zombileri Bölüm: 2

 



     BÖLÜM 2: SEYMEN VE EFE

     Mina Dom, annesi ve babası öldükten sonra onların mezarlarını sık sık ziyarete gitmiş, her gün saatlerce başında dualar ederek gözyaşı dökmüştü. Her ikisi de bir trafik kazasında hayatlarını kaybetmişler, olay yerinde can vermişlerdi. İlk kez bir zombiyle de bu mezarlıkta tanışmış, önce korkmuştu. Ancak bu zombiler zamanla Mina'ya yakınlık ve dostluk göstermişler, Mina da onlara iyi davranmaya devam etmişti. Bu nedenle zombilerin ihtiyaçları olan ve insanların kullanmadığı elbise ve yiyecekleri onlara veriyor, çöpe kesinlikle hiçbir şey atmıyordu. Elma ve yumurta kabuğu, soğan zarı, çay posası, kahve telvesi, ekmek kırıntısı gibi şeyler zombilerin en büyük besin ve enerji kaynaklarıydı. Bunlar olmadan hareket edemezler, kıpırdayamazlardı bile.

     ...

     Mina, kapalı bir kutudan sabahki kahvaltıdan kalan yumurta kabuklarını çıkardı, yanına çay posası ve kahve telvesi de koyarak eski bir gazeteye sardı ve giriş kapısına doğru yöneldi. Karşısındaki Baba Zombi onun geldiğini anlayınca yüzünde gülümseme belirdi. Zombilerin gözleri yoktu ve göremiyorlardı ama en küçük bir sesi ve kokuyu hissedebiliyorlardı.

     - Al bakalım Baba Zombi. Yalnız karşı komşum sabah kahvaltıdan sonra bana gelerek akşamki bulaşıkların tertemiz olduğunu söyledi. Kim yaptı bunu?

     - Mina, arkadaşlardan biri gece gelmiş ve gizliden eve girip bulaşıkları yalamış olmalı. Bulaşık yıkamayı bilmez onlar.

     - Tahmin etmiştim zaten. Hemen mutfağına girip güzelce yıkadım bulaşıklarını kadıncağızın. Bir daha böyle şeyler yapmayın, çok kötü olur sonra bak.

     - Tamam Mina, kim yaptıysa hemen bulup onu gebertirim, sen hiç merak etme.

     - Ya, hayret bi' şeysin, nesini geberteceksin? Siz zaten geberiksiniz.

     - Sen de espriden hiç anlamıyorsun Mina. Ölüyüz diye bizim gülüp eğlenmeye hakkımız yok mu? Bak aklıma ne geldi. Yarın bizim mekâna gel, eğlence var, çok seveceksin. İstersen çocukları da getir, ne dersin?

     - Sizin mekâna ben hiç gelmedim, neresi bilmiyorum. Hem mezarlık bekçisini nasıl halledeceğiz?

     - Sen onu bana bırak, ben hallederim. Zaten yalan yanlış okuyup üflüyor bize, her tarafımız daha çok yamuluyor. Gıcığım var kendisine.

     - Hımm, çocuklara sormam lazım, gelirlerse onları da getiririm, tamam mı?

     - Tamam. Eee, şey. Üstüne bir çarşaf filan geçir, burnunu da mandalla kapatmayı ihmal etme. Mezarlığın sol arka köşesindeki andız ağacının dibindeki taşı kaldır, demir kapak var, o açılacak. Kapağı kaldırıp merdivenlerden inerken kapatmayı unutma, tamam mı?

     - Tamam, sen bekçiyi hallet, yarın akşam gelmeye çalışırım. Hadi bak, komşular görmeden git artık.

     - Peki, iyi akşamlar Mina.

     - Güle güle.

     Mina kapıyı kapattı ve lavaboda elini yüzünü yıkadıktan sonra salona döndü, kardeşlerinin yanına oturarak her akşamki gibi korku filmi izlemeye devam ettiler. Işıkları kapatmışlar ve patlamış mısır yiyip çekirdek çitleyerek filmi izledikten sonra Mina ışıkları açtı ve kardeşleriyle yarın akşamki davet hakkında konuşarak onlara gelmek isteyip istemediklerini sordu.

     Seymen yakışıklı olduğu kadar cesur ve küstahtı da. Çocukken ilk kez ablasıyla birlikte tanıştığı bir zombiden hiç korkmamış, hatta şakalaşmıştı. Zombi kızarak Seymen'i kovalamaya başlamış, Seymen de ablasının arkasına geçerek kurtulmayı başarmıştı. Efe ise bu yaşında bile hala zombilerden korkuyor ve çekiniyordu. Korku filmlerinde bile ablasına sarılıyor, çığlık atıyordu. Bu akşam da öyle yapmıştı. Seymen:

     - Abla, benim sınavım var, ders çalışmam lazım. Efe de benimle kalacak. Sen gitme istersen diyeceğim ama davete icabet gerekir, yoksa ayıp olur, yanlış anlarlar.

     - Neyi yanlış anlayacaklar Seymen? İster giderim, ister gitmem. Ölüm yok ya ucunda? Hem ölsem bile gene zombi olarak kalkar gelirim yanınıza, merak etme sen.

     Efe'nin gözleri açıldı, ağlayacakmış gibi oldu ve ablasına sarıldı.

     - Abla, sen hep böyle canlı-kanlı ol. Sakın zombi olma. Senin zombi olduğunu düşünemiyorum bile.

     Mina gülümseyerek kardeşine sarıldı, sonra onu hafifçe iterek geri çekilip ellerini kaldırdı, bileklerini büküp gözlerini kapattı, yavaş hareketlerle Efe'ye doğru ayaklarını sürüyerek gelmeye başladı ve zombi gibi konuştu:

     - Ben de zombi olacağımmmm, seni her gece gelip korkutacağımmmm, diye yankılı bir şekilde konuşunca Seymen gülerken Efe'nin gözleri daha çok açılarak korkusunu belli etmeye başladı.

     - Abla, sen zombi olsan var ya, zombilerin en güzeli olursun ama Efe senden bile korkar eminim, dedi Seymen kahkaha atarak.

     Efe ise ağlayarak salondan koşar adımlarla çıktı, yatağına yüzükoyun uzanıp sessizce ağlamaya başladı. Salonda Mina ve Seymen bir yandan gülüyorlar, bir yandan birbirlerine sarılıyorlardı. Neden sonra Mina:

     - Seymen, çok mu korkuttuk kardeşini bilmem. Gidip gönlünü alayım şunun da gece rüyasına girip altını ıslatmasın gene, diyerek Efe'nin odasına girip onun saçlarını okşamaya başladı.

     - Efe, şaka yaptık sana. Ben hiç zombi olmayacağım, hep yanınızda kalacağım böyle kanlı ve canlı olarak, tamam mı canım? Hem sana hiç yakışmıyor bak, on yedi yaşına geldin ama hala korkuyorsun. Alış artık böyle şeylere.

     Efe yavaşça doğruldu, gözlerini açtı ve ağlamasını keserek tekrar ablasına sarıldı.

     - Sen benim hem ablam, hem annem, hem de babamsın. Seni kaybedersem üçünüzü de kaybederim. Ne olur hiç gitme, hep bizimle kal abla.

     - Gitmem canım, hiç gitmem, merak etme sen. Bak ben de otuz yaşıma geldim ama sizi bırakmamak için evlenmedim bile. Benim de hakkım değil miydi bir yuva kurmak, çocuk sahibi olmak? Size dayı diyeceklerdi çocuklarım olsaydı. Bizim dayımız hiç olmadı ne gerçekte, ne dünyada.

     Efe ağlamasını tamamen kesti, bu kez gülmeye başladı.

     - Abla, sana koca bulalım biz. Yeni gelen bir öğretmenimiz var, beni de çok seviyor hem. Yakışıklı, boylu-poslu, aslan gibi maşallah. Bir görsen aşık olursun inan ki. Parmağında yüzük de yoktu, bekâr olması lazım. Tek kusuru gözlük takması, böyle kalın çerçeveli gözlükleri var. Psikoloji dersimize giriyor. Veli toplantısına geldiğinde bir konuş istersen onunla.

     - Allah iyiliğini versin senin Efe, düşündüğün şeye bak. Ben onu mu diyorum sana? Evlenmeyeceğim ben, sizi evlendirip gelinlere hem kaynanalık hem de görümcelik yapacağım. Onu bırak da senin kızdan ne haber? Anlat hele bakalım.

     Efe bu konuda konuşmak istemediğini belli ederek gözlerini devirdi (ilk kez kullanıyorum bu gözlerini devirme hadisesini, iyiymiş). Yatağından kalkarak kaçar gibi salona gidip abisinin yanına oturdu, yastığı kucaklayıp göğsüne bastırdı. Mina da hemen yanına gelerek onların yanına oturdu ve Efe'nin saçlarını karıştırarak:

     - Eşşek sıpası, ablaların yanından öyle mi kaçılıyor? Anlatmadan bırakmam seni!..

     Seymen ablasına göz kırparak onu rahat bırakmasını ve kendisinin ona açıklama yapacağını vücut diliyle ifade etti, Mina da tekrar önüne dönerek televizyon izlemeye başladı.

     Efe uykusu geldiği için biraz sonra abisi ve ablasını öperek iyi geceler dileyip odasına gittiğinde Seymen, Mina'ya Efe'nin moralinin neden bozuk olduğunu anlattı. Görüştüğü kızla bozuşmuşlardı ve birbirlerine küsmüşlerdi. Bunun sebebi ise Efe'nin her zamanki çocuksu hareketleri ve her gün arkadaşlarıyla kavga etmesinden başka bir şey değildi.

     Bir daha kavga etmeyeceği konusunda kız arkadaşına söz vermiş ama teneffüste dayanamayıp birine okkalı bir yumruk atıvermişti Efe. Neyse ki Seymen araya girerek durumu düzeltip tatlıya bağlamış, dayak yiyen çocuğu lavaboya götürerek ağzından gelen kanları yıkayıp silmiş ve özür dilemişti. Öğle arasında da yemek ısmarlayacağına söz verip şikâyetçi olmamasını sağlamış ve onları barıştırmıştı.

     Seymen yaşça hepsinden büyük olduğu için sınıftakiler onu hem seviyorlar, hem de öğretmenleri gibi görüp saygı duyuyorlardı. Sınıftaki kızların çoğunun kalbi ise adeta bir yangın yeriydi sanki. Ders çalışmak bahanesiyle evlerine davet ediyorlar ama Seymen kesinlikle reddediyor, hiçbirine yüz vermiyordu. Olgun tavırları ve derslerindeki başarısı nedeniyle öğretmenleri de Seymen'i çok seviyorlardı.

     Seymen ablasına ertesi gün kızla konuşup onları barıştırmak için söz verdiğinde Mina da rahatladı ve o da uykusu geldiğini söyleyerek kardeşini öpüp iyi geceler dileyip odasına giti ve uykuya daldı.

     Ertesi gün Seymen, Efe'nin konuştuğu kızla teneffüste bir araya geldi ve kızı barışmaya razı ederek Efe'yle aralarını düzeltmeyi başardı. Efe de yine bir daha kavga etmeyeceğine söz verdi ama bu pek de mümkün görünmüyordu. Koskoca sınıfta abisinden ve bu kızdan başka kendisini seven bir kişi bile yoktu. Kızlar bile kavgacı ve son derece çekilmez biri olduğunu düşünüp Efe ile konuşmuyorlardı. Hani Seymen'in kardeşi olmasa sınıfa bile almazlardı hiçbirisi Efe'yi.

     Akşam yemeğinden sonra Seymen ve Efe, ertesi günkü sınavlarına çalışmaya başladılar. Mina da dün akşam verdiği sözü yerine getirmek için kapüşonlu, eski bir eşofman giydi, eline beyaz bir çarşaf alarak kapıya doğru giderken Seymen ve Efe ile vedalaştı. Seymen ablasını dikkatli olması konusunda uyardı ve kapıya kadar uğurladı.

     Mina apartman kapısından çıkınca caddeden karşıya geçti ve mezarlığın kapısına kadar yürüdü. Mezarlık kapısı aralıktı ve bekçi kulübesindeki yaşlı adam kafasını masaya dayamış, uyuyordu. Sessizce kapıdan girerek bekçi kulübesinin yanından geçip, Baba Zombi'nin tarif ettiği arka köşeye doğru yavaş adımlarla yürürken anne ve babasına ayrı ayrı, mezardaki tüm ölülere bir ortak Fatiha okuyarak üfledi.

     Andız ağacının dibine geldiğinde taşı gördü ve kaldırarak demir kapağı açtı. Cep telefonunun ışığını tutarak aşağıya baktı, gerçekten de aşağıya inen bir merdiven vardı. Önce elindeki beyaz çarşafı üzerine geçirdi, burnunu mandalla tıkadı, kafasına da eşofmanının kapüşonunu geçirerek yavaş yavaş merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Aşağısı oldukça karanlıktı, son basamağı indiğinde yine cep telefonunun ışığını tutarak etrafına baktı. Neden sonra Baba Zombi'nin sesi duyuldu:

     - Ben size demedim mi Mina sözünü tutar diye? İşte geldi. Hoş geldin Mina.

     Mina karanlığa gözleri alışmaya başladığında yüzlerce zombiyi gördü. İçlerinde çok yaşlı olanlar yanında gencecik delikanlılar ve minik bir kız çocuğu vardı. Beş-altı yaşlarındaki bu kız hemen koşarak gelip Mina'ya sarıldı. Mina da şaşırdı, Baba Zombi ve birkaçını görmüştü daha önce ama nedense hepsi de onu tanıyorlardı. Bebe Zombi Mina'ya:

     - Hoş geldin Mina abla, ne iyi ettin de geldin. Baba Zombi seni hep anlatırdı bize. Gelmez diyorduk ama geldin işte, buradasın.

     Mina da Bebe Zombi'ye sarıldı, öpmek aklından geçtiyse de bunu yapmaması gerektiğini düşündü. Dikkat ettiğinde Bebe Zombi'nin gözlerinin gördüğünü ve sesinin de canlı insan sesine benzediğini fark etti.


     ...

     (Devam edecek)

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Mina Dom'un Zombileri Bölüm: 4

       BÖLÜM 4: BEBE ZOMBİ VE MİNA EVDE      Mina, Bebe Zombi'yle konuşurken Bebe Zombi tekrar uykuya daldı. Mina o gün de eve gelemey...