MİNA DOM'UN ZOMBİLERİ
BÖLÜM 1: MİNA DOM
Mina Dom, mutfaktaki
bulaşık makinasından çıkardığı tabakları içine sinmediği için yeniden lavaboda
yıkayıp kurularken bir yandan da kulaklığıyla Müslüm Gürses şarkılarından
birini dinliyor ve söylüyordu. Nedense acılı şarkı ve türküleri, korku ve
gerilim filmlerini çok seviyordu.
...
Çocukluğundan beri
acılar içinde yaşamış olmasının, anne ve babasını küçük yaşta kaybederek iki
erkek kardeşiyle kalıp onlara hem annelik, hem babalık yapmasının ve doğal
olarak otuz yaşına kadar bekâr kalmasının etkisi vardı elbette. İki erkek
kardeşi ise liseye gidiyor, onlar da ablaları ile aynı evde yaşıyorlardı.
Mezarlığın
karşısındaki bu ev babadan kalma olduğundan kira derdi yoktu. Eşyalar ve
mobilyalar eski de olsa rahat ve kullanışlıydı. Mina, kardeşlerinin
üniversiteye gitmesi durumunda onların okul masrafları için gizlice para
biriktiriyor, bu nedenle gündüz çalışıp eve geldikten sonra evde de komşulardan
ya da internetten bulduğu parça başı işler yaparak maaşından da fazla para
kazanıyordu. Bu kazandıklarına hiç dokunmuyor, bankalarda açtığı özel döviz
hesapları yanında kiraladığı kasalarda gram altınlar biriktiriyordu.
Kardeşlerinin ise bunlardan haberleri bile yoktu. Mina tam bir kirli çıkıydı.
Mina ile kardeşleri
arasında oldukça büyük yaş farkı vardı. Anneleri ve babaları öldüğünde Mina 20
yaşında, kardeşleri ise yedi ve sekiz yaşındaydı. Önce amcaları, daha sonra
teyzeleri, en sonunda da halaları onlara sahip çıkmaya çalışmış ama hiçbiriyle
de anlaşıp geçinememişlerdi. Hayattaki en büyük eksiklikleri bu dünyada bir
dayılarının olmamasıydı. Dayıları olsaydı onları öz evlatlarından ayırt etmez,
üvey evlat olduğunu hissettirmezdi. Mina hep bunları düşünerek hiçbirinin
evinde birkaç aydan fazla duramadı ve kardeşlerini de alarak sabah erkenden
hepsini de terk etti. Onlar da pek arayıp sormadılar, hatta başlarından
defettikleri için sevinmişlerdi bile. Üçünün de maddi durumu evde üç çocuğu
daha besleyip okutacak kadar iyi değildi.
Mina kardeşleriyle
birlikte en sonunda dönüp dolaşıp kendi evlerine yerleşti, kayıtlarını da yine
mahalledeki okula yaptırdı. Büyük olanı hem zeki, hem çok yakışıklı idi,
Mina'nın en büyük moral kaynağıydı. Küçük olanı ise tam bir tekne kazıntısıydı.
Bebekliğinden beri yaramaz, afacan, haşarı bir çocuktu. Mahalle ve okul
arkadaşlarıyla kavga etmeden geçirdiği gün yok gibiydi. Arkadaşları ona "Mina
Dom'un çocuğu" dediklerinde itiraz eder, Mina Dom'un çocuğu değil
kardeşi olduğunu söylerdi. Her seferinde abisi gelip kurtarır, diğer çocukları
kovalayıp kardeşine sahip çıkar ama eve geldiğinde de kulağını çekerdi.
Birçok olayı
ablalarına söylemeseler de okul yönetiminden ve mahalledeki annelerden gün
aşırı şikâyetler gelir, Mina da başını bu olaylardan alamazdı. Öğretmenlerden
ve mahalledeki kadınlardan özür diler, bir daha olmayacağına söz verir, eve
geldiğinde de Efe'yi karşısına alıp Seymen'le birlikte uzun nutuklar çekerdi
ama Efe bunları unutur, ertesi gün kaldığı yerden yine yaramazlıklarına devam
ederdi. Seymen, kardeşi yüzünden çok başarılı olduğu derslerinden sınavlarda
bilerek zayıf notlar alıp sınıfta kalmış, lise yıllarında aynı sınıfa
düşmüşlerdi.
...
Bu kısa karakter
tanıtımlarından sonra yavaş yavaş olayımıza geçelim.
Mina mutfakta
bulaşıkları kurulayıp yerleştirirken salondan Seymen'in sesi duyuldu:
- Abla, seninkiler
gene gelmişler. Biz bunların nesini eksik yapıyoruz? Her akşam okuldan gelirken
üç Kulhüvalla bir İhlas okuyup üflüyorum.
- Evet, ben de işten
gelirken okuyorum, yatmadan önce de üç Fatiha bir Elham okuyorum üstelik her
gece. Biz nerede yanlış yapıyoruz Seymen?
- Abla, sana evi
satalım da başka yerden ev alalım dedim kaç kere. Bir kere dinlemedin beni yaa.
Yok arkadaş, okul bitsin ben başka eve taşınacağım. Böyle olmuyor.
- Tamam Seymen, sus
artık. Gene ne istiyorlar bunlar?
- Yumurta kabuğu...
...
Gelecek bölümlerden:
Seymen bir yandan
arkasına bakmadan koşuyor, bir yandan da karanlıkta yolunu seçmeye çalışıyordu.
Ama ne kadar hızlı koşarsa koşsun peşindeki zombiler ayaklarını yerde sürüyerek
ve üç-dört saniyede bir adım atarak ondan daha hızlı koşuyorlar ve yavaş yavaş
yetişiyorlardı. Seymen zombi filmlerinde gördüğü için bunun normal olduğunu
düşünüyordu. Hemen arkasındaki zombi tam yetişmek üzereydi ki Seymen'in aklına
olağan üstü bir fikir geldi. Ayaklarını kaldırmadan, yerde sürüyerek
hızlı adımlarla yürümeye başladı. Böylece hızının arttığını fark etti ve kendi
kendine gülerek "Bunu niye kimse daha önce düşünemedi?" dedi.
Zombilerle aradaki fark gitgide açılıyor ve zombiler artık peşini bırakmak
zorunda kalıyorlardı.
...
Mina, Baba Zombi ile
mahalledeki kahveden içeri girerek bir masaya oturdu. Herkesin şaşıracağını ve
korkup kaçacağını düşünüyordu ki kimse oralı bile olmadı. Garson yanlarına
gelerek ne istediklerini sordu. Mina demli bir çay istedi. Garson çocuk, Baba
Zombi'nin ne istediğini sorduğunda "çay posası" siparişi
geldi. Garson buna alışıktı, arada sırada gelen zombilere kahvede başka ne
ikram edilebilirdi ki zaten?
...
(Devam Edecek)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder